Putin Nabucco Türkiye üçlü müzakeresi

Dr. İsmail KEMAL (KIBRIS)
Rusya Federasyonu Başbakanı Vladimir Putin, 6 Ağustos’ta Türkiye’yi ziyaret edecek. Putin’in Ankara ziyareti Türkiye-Rusya ilişkilerinin gelişmesi açısından son derece önemli. Türkiye-Rusya ilişkilerini yakından izlemeye çalışıyorum. Son yıllarda iki ülke arasında üst düzey ziyaretler sıklaştı. Karşılıklı bu ziyaretler, ilişkilerin önemini ortaya koyuyor. Türkiye’nin dış ticaretinde Rusya’nın birinci sırada olduğunu hatırlamak, ilişkilerin düzeyini anlamaya yeter. Bu ilişkiler ticaretten güvenliğe kadar çok çeşitli alanları kapsıyor.
   Soğuk Savaş sonrası koşullarda Türkiye, Rusya Federasyonu ile ilişkilerine büyük önem verirken, Rusya da Türkiye ile işbirliğini geliştirme isteğinde. Türkiye-Rusya işbirliği çok büyük potansiyele sahip. Bu potansiyelin tümü değerlendirilebilirse, iki ülke bundan büyük yarar sağlayacak. Elbette, Türkiye ile Rusya arasında her konuda görüş birliği yok. Çeşitli konularda görüş ve çıkar farklılıkları da var. Ancak, ilişkilerde işbirliği öğesinin ön planda olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Sanırım Başbakan Putin’in ziyareti karşılıklı yarara dayalı işbirliğini daha da güçlendirecek.
   Türkiye ile Rusya arasında önemli farklar olduğu gibi bazı benzerlikler de var. Rusya, coğrafya olarak dünyanın en büyük ülkesi. Azalma eğiliminde olsa da nüfusu Türkiye’den çok fazla. Nükleer bir güç. BM Güvenlik Konseyi daimi üyesi. Çok zengin doğal kaynaklara sahip. Sovyetler Birliği’nin çökmesi sonrasında çok sarsıntılı dönemler yaşadı ve hala dünyadaki yeni yerini ve rolünü arıyor. İçte, otoriter yanı giderek artan bir rejime sahip. Vladimir Putin, bu otoriter sistemin baş mimarı. Türkiye ise orta ölçekli bir güç. Ciddi iç sorunları olmakla birlikte daha istikrarlı bir siyasi sisteme sahip. Demokratikleşme sancıları çeken ama güçlü potansiyeli olan bir ülke.
   Türkiye ile Rusya arasındaki en önemli benzerliklerden biri, tarihi süreç içinde bu iki ülkenin Avrupa’ya bakışı, Avrupa ile ilişkileridir. Osmanlı ve Rus imparatorlukları hem Avrupa’nın içinde, hem de dışında, periferisindeydi. Çar Petro, Rusya’yı Avrupalılaştırma çabalarını başlattı. Osmanlı, Tanzimat’la aynı işi yapmaya çalıştı. Türklerle Rusların Avrupa’ya karşı duydukları hayranlıkla nefret karışımı duygular asırladır devam ediyor. Zaman gazetesi köşe yazarlarından Ali Bulaç, Osmanlı Modeli 2 başlıklı yazısında şunları yazdı: “Geçenlerde ölen Fransız Jean-Paul Roux'a göre "Türkler hep Avrupa'yı arzuladılar, bir kadını arzular gibi. Bazen tutkuyla, bazen düşkırıklığıyla, bazen kinle." Osmanlı iktidar eliti hiçbir zaman Avrupa karşısındaki ruhsal paradoksu aşamadı. Bir yandan hayranlık ve aşk duyuyor, öte yandan nefret.”. Jean-Paul Roux'un Türkler için yazdığını, ünlü İngiliz filozof İsaiah Berlin Ruslar için yazdı. Berlin, “Rus Düşünürler” isimli kitabında, Rusların bir yandan Avrupa’ya hayranlık, saygı duyduğunu, ona benzemeye çalıştığını, kıskandığını, diğer yandan da duygusal nefret, kuşku, dışta olma hissi içinde olduğunu yazar. Bu durum, hem Ruslar, hem Türkler için günümüzde de geçerlidir. Bu temelde, her iki ülkede de Avrasyacılık akımı var. Avrupalılıkla Asyalılığı ortak bir potaya koymaya çalışan bu akımın Rus ve Türk versiyonları arasında farklılıklar olduğu gibi benzerlikler de var.
   Başbakan Putin’in Türkiye ziyaretinde enerji konuları önemli gündem maddelerinden birini oluşturacak. Zaten Türkiye-Rusya işbirliğinin en önemli konusu enerji konusudur. Rusya, Nabucco’nun rakibi olan Güney Akım projesini geliştirmeye çalışıyor. Türkiye’yi de bu projeye katarak Nabucco’yu öldürmek istiyor. Rusya’nın Azerbaycan’la imzaladığı doğal gaz anlaşması, Nabucco’ya darbe indirmişti. Doğal gaz konusundaki pazarlığın yanısıra, Türkiye’nin inşa edeceği nükleer elektrik santralı da gündemde olacak. Rusya, nükleer santral konusunun bir an önce ilerletilmesini istiyor. AKP hükümetinin nükleer santral konusundaki tutumu merakla izlenecek. 
   Türkiye-Rusya ilişkileri enerji konularının yanısıra ikili, bölgesel ve uluslararası birçok konuyu kapsıyor. Rusya Başbakanı Putin’in Ankara ziyaretinin bu ilişkilere ivme kazandırması bekleniyor. Türkiye-Rusya ilişkilerini izleyip değerlendirmeye devam edeceğiz.
                         
   ABD Büyükelçisi Frank Urbancic, “Kıbrıslı Rumların çoğunluğu kendini Helen hissetmiyor” dese ne olur? Yer yerinden oynar. Sağcı, solcu tüm siyasi partiler ayağa kalkar. ABD ile diplomatik kriz oluşur. Büyük olasılıkla Urbancic “persona non grata” (istenmeyen şahıs) ilan edilir. Kıbrıslı Rumlar, ulusal kimliklerine toz konmasına izin vermezler. Ulusal kimlikleri, kültürleri, dilleri, dinleri, tarihleri ile gurur duyarlar. Doğru olan da budur. Bu gerçeği bilen emperyalistler ulusal nihilizm politikalarında Kıbrıslı Türkleri hedef alıyorlar. Kıbrıs’ta sorunlar ulusal nihilizmle değil, ulusal kimliklere karşılıklı saygı temelinde çözümlenebilir. Başka ülkelerde ulusal kimliklere saygı talep eden ABD, Kıbrıs’ta neden farklı davranıyor? Birilerinin bunu Urbancic’e sormasında yarar var.

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !